Latest Story

İş Bankası Müzesi

13 Eylül 2011
By

Yolunuz eminönü – Sirkeci tarafına düşerse İş Bankası müzesine göz atmayı unutmayın. (Galata köprüsünü geçip Yeni camii’e doğru yürürken karşınıza çıkacaktır)

Müzeyi gezerken bilgisayar öncesi hayatı hatırlamak, günümüz bilgisayar teknolojisinin ilk hallerini görmek çok eğlenceli.

Herşey ne kadar güzel, ne kadar zor ve ne kadar değerliymiş…

Powerpointten önce hayat

O dönemde stajyer olmak istemezdim. İlk fotokopi makinalarından biri...

1986'dan 1993 yılına tam 13 yıl çalışan 2.5 GB'lik IBM marka hard disk (şimdi 3 yıldan fazla kullanılan bir ürün kaldı mı?)

Bob Dylan On Canvas

12 Eylül 2011
By

Başarı ve yetenek tek bir alanla sınırlı kalmıyor sanırım.

Bob Dylan resim dünyasında kendisini gösteriyor bir süredir.
2009 yılında Danimarkadaki Brezilya serisi sergisi, geçtiğimiz sene Londrada açtığı yıllar boyu turneleri sırasında yaptığı eserlerden oluşan On canvas derken şimdi de eylül sonunda New York Gagosian galeride açacağı 18 eserden oluşan Asya serisi sergisine hazırlanıyor.

Galerinin söylediğine göre Dylan’ın resimlerinde hem ilk elden asya izlenimlerini hem de değişik kişi ve durumların örtülü hikayelerini bulabileceğiz.

Brezilya serisinden

On canvas

Dylan resimlerini aşağıdaki cümlelerle yorumlamış.
“I just draw what’s interesting to me, and then I paint it. Rows of houses, orchard acres, lines of tree trunks, could be anything. I can take a bowl of fruit and turn it into a life and death drama. Women are power figures, so I depict them that way. I can find people to paint in mobile home communities. I could paint bourgeois people too.

I’m not trying to make social comment or fulfil somebody’s vision and I can find subject matter anywhere. I guess in some way that comes out of the folk world that I came up in.”

Heykel gibi yüzükler

09 Eylül 2011
By

Her ne kadar özel hayatımda çok az takı kullansam da heykelimsi yüzükleri çok beğeniyorum.

Hatta eski yazılarımda da bir kaç örnek görmeniz mümkün, mesela:
Şu yazı
Bu yazı
O yazı

Yabancı bir alışveriş sitesinin takı kısmında dolanırken rastladım Selda Okutan’a. Bu kadar güzel yüzüklerin nasıl olup da benim radarımın dışında kaldığına, Amerikan basınının bile ilgisini çekmişken Türk basını tarafından yeterince değerlendirilmemesine şaşırdım.

Sağ taraftaki yüzüğün adı araf, broşun adı ise otel

Sağdaki yüzük of mice and men'den esinlenilerek yaratılmış...

sarı yüzüğü kanatların üstüne takınca meleğin haresi oluşuyor. Elin içine denk gelen tarafın ayrıntısı ise mükemmel

Selda’nın işlerine kendi adresinden bakabilir ve oradan satınalabilirsiniz: http://www.seldaokutan.com/

 

Raw Edge

08 Eylül 2011
By

Geçenlerde Raw Edge adlı bir tasarım firması gözüme takıldı.

Sitelerine ( http://www.raw-edges.com/ ) girerseniz bir çok tatlı fikir bulabilirsiniz ama benim en çok hoşuma giden renkli parkelerle yaptıkları oldu.

Aynısında eve de yaptırabilir miyim acaba?

Önce taslak hazırlıyorlar...

...Sonra boyuyorlar...

Mutlu son

Cumartesi Güzergahı: Karaköy

07 Eylül 2011
By

Cumartesi sabahı keyfi için Karaköy- Eminönü çok çekici gelmeyebilir bir çok insana ama nereye gideceğinizi biliyorsanız durum değişir.

Geçtiğimiz haftalarda ufak tefek bir kaç iş için sirkeci tarafına geçmem gerekiyordu, ben de fırsattan istifade Karaköy kaşifliği yaptım.

Önce sirkeciye geçip kristal fotoya uğradım. Çünkü adam akıllı lomo filmlerini basan bulabildiğimiz tek yer oydu (daha yakın bir yer öneren olsunsa lütfen çekinmesin yazsın!) Hava güzelken fırsatten istifade köprüyü yürüyerek geçelim dedik. E tabi köprüden geçerken bulduğumuz turşucudan turşu suyu da almayı unutmadık.

Karaköy hızla yenileniyor, en olmadık ara sokaklarda bile ufak kafeler galeriler var. Ailemin bürosu Bankalar Caddesinde olduğu için 20 yıldır gelir giderim Karaköy tarafına. Kalabalığı, karmaşıklığı, ara sokaklardaki umulmadık restoranları hep hoşuma gitmiştir ama artık iyiden iyiye değişiyor Karaköy. İş merkezi özelliğini kaybetmeden kültür – yemek içme merkezine dönüşüyor. Umarım süregelen doku fazla zarar görmeden yaşanabilir bu dönüşüm.

Çikolataya doymak

Karaköye gidince normalde namlıdan şaşamayız ama bu sefer merak ettiğimiz için Bej kafeye uğradık.
Bej kafe aynı zamanda son dönemlerde sıksık duyduğum kağıthanenin de kardeşi.

Önce yemeğimizi yedik (körili pita ve penne arabiata.. özellikel körili pita mükemmel!) sonra çikolatalı tatlımızla kendimizden geçtik.

Bej'in şekerlemelerini çok sevdik. Nasıl yapıldığını sorduk ama onlar da bilmiyormuş. Almanyadan getirtiyorlarmış.

Bej kafe Karaköy karakolunun hemen yanında, fransız geçitinin girişinde. Hafif hafif esen ve gün içinde gölgede kalan bir yer olması nedeniyle yazın her saati keyifle oturulabilir. Yemekler bittikten sonra asıl hedefimiz olan kağıthaneye geçtik. Benim gibi defter ve kırtasiye ıvır vızırı manyağı bir insan için şahane bir yer. Cins cins defterler, takvimler olmadık bir sürü şey…

Ben en çok bu defterleri sevdim

Daha gitmeden web sitelerinden de bakabilirsiniz ama bence mutlaka gidip yerinde görmeniz gerek.
=> http://kagithane.com.tr/

Tabii Karaköy bir kafe ve bir dükkanla bitecek bir yer değil. Galeriler, yeni kafeler… Hepsi heyecan verici. Mutlaka zaman ayırıp yeniden gitmek gerek.

Marcus Tremonto aydınlat günümü!

06 Eylül 2011
By

New York’lu tasarımcı  Marcus Tremonto’nun lambalarından istiyorum!

daha fazlası için => http://www.treluce.com/

Dondurma yemeye gittim dönücem.

05 Eylül 2011
By

Bu kadar kolay olabilseydi keşke ama dondurmacılar Londrada olunca olmuyor.

İstanbuldakiler yetmedi de Londradakiler mi kaldı diyorsanız evet!

Marka çok ilginç bir şey, bazen şahane bir ürünü düzgün paketleyemediğiniz için elinizde kalır bazen de dünyanın en sıradan ürününü öyle güzel süslersiniz ki insanlar kapınızda sıraya girer.Tat olarak tabi ki birşey söylemek için erken ama icecreamist için bir markalaştırma başarısı diyebiliriz.Tadı eminim çok güzel olan ama binbir çeşidini başka yerlerde de yiyebileceğimiz dondurmaları öyle keyifli bir konseptin içine yerleştirmişler ki insanın sırf o havayı solumak için Londraya gidesi geliyor.Grubuyla, kendi albümüyle, ladygaga'lı posteriyle, erotik çekimleriyle gece partileri ve shot mantığında sunduğunu mini dondurmalarıyla Ice creamist dondurmadan daha çok bir alkol markasının gece klübünü andırıyor.

İkinci marka ise dondurmanın lezzetini bilim ile karıştırıyor.

Chin Chin lab dondurmalarını likit nitrojen ile yapıyor böylece kullandığı ürünler kristalleşme şansı bulamadan soğuyor ve ortaya yumuşacık bir dondurma çıkıyor(muş)

Üstelik tuzlu ve tatlıyı bir araya getirdiği için bu tam da benim aradığım dondurma olabilir…